Her gün dışımızdaki dünyadan o kadar çok mesaj alırız ki. Canlı-cansız, renkli-renksiz, ses, görüntü ve her türlü nesne ile ilgili. Ama onların içinden sadece fark ettiklerimize bir anlam yükleriz.
Önce bakarız, sonra algılarız. Algımız, bilgi olarak bilinç altında kendince seçimini yapar ve önemli gördüklerini “bilme” olarak fark ettirir bizi. İşte o zaman evrenin, dünyanın, insanın, nesnenin, konuların bilgisinin farkına varırız.
Farkında olmakla, fark etmekle beraber düşünmek ve davranmak eylemi başlar. “Farkında olmak” bilgiyi analiz etmek, şekil vermek ve ustalıkla yoğurarak bir senteze varmak ile nihayete erer. Bu noktadan itibaren, işlerimiz değer kazanır. Artık uyanıklık başlamış, sıradan ve basit olaylarda bile hayat, keyif ve lezzete dönüşmüştür.
Fark ederse insan, rüzgarın sesini duyar, yaprağın onunla dansına şahit olur, güneşin mutluluğunu hisseder, bulutların tebessümünü görür, küçük çocuğun elma şekerine arzuyla bakışını yakalar, ihtiyar kadının gözündeki kemali ve içindeki burukluğu anlar.
Artık kanadı kırık kuş, rüzgarla dansı unutmuş yaprak sizi ilgilendiriyor olur. Tebessüm etmeyen bulut sizi hüzünlendirir.
Fark edince eylem’de başlar. Başı okşanmamış yetimin başını okşar, susuzluktan kuruyan güle su verir, sıcacık bir elin temasına hasret ihtiyarın elinden tutar olursunuz.
Siz “farketmeye ve görmeye” başlayınca ruhunuzda yeni bir kapı açılır. O kapıdan gökkuşağı renkleri girmeye başlar. Yaralara merhem olmaya devam ettikçe renkler, sırasıyla ulvi bir nağmeyi söyleyerek yerlerine geçerler.
Ruhunuz artık yaratılışa ve evrene uyum sağlamış, o yaprak misali evrenle bir semazen gibi dans ediyor olur.
Farkında olmakla başlar her şey…
İnsan, bazen kendi içine bakar bakar durur. Özündeki tohumları yakalamaya, onlardan sevgi çiçekleri çıkarmaya çalışır. Özünde zihinsel, duygusal ve ruhsal tohumları vardır. Yaşam için gerekli olanlar belli bir süre sonra kendiliğinden yeşerir ve yaşamına devam eder.
Bizim sulayacağımız ve özen göstereceğimiz tohumlar da vardır. İrade, şevkat, sabır, sevgi ve cömertlik gibi…
Bu tohumlara bakıp, yabancı ve ayrık otları ayıklayıp onlarla tek tek ilgilenmek gerekir.
Bu, içe bakış ve farkındalık, dışa bakış ve farkındalıktan daha zordur. Çünkü burada farkında olunması gerekenleri size söyleyecek ne bir eş, ne de bir dost vardır. İnsanın kendi içindeki bu yolculukda, herkes kendisiyle baş başadır. İç aleminde kimi zaman sığ sularda yüzer, kimi zaman derinlerden suyun hazinelerini inci-mercanları çıkarmaya çalışır.
Okyanusların derinlerinde ve diplerinde de olsanız önce “bakmak ve görmek” gerekir ve sonra da fark etmek.
Ve “Farkında olmakla başlar her şey…”
Bakan, gören ve fark eden gözler ve ruhlar olmanız dileğiyle…
|
 |
Yorumlar |
|

|
|