Hepimizin zaman zaman nedensiz içi sıkılır. Sebebini bulmakta zorlanırız. Her konuda yapmak istediğimiz o kadar çok şey vardır ki…Bu beklentiler gerçekleşmediğinde içimizi bir huzursuzluk ve mutsuzluk kaplayıverir;
Toplumsal, kişisel, ekonomik beklentilerimiz,
Hayal kırıklıkları, yarın endişeleri,
Sevgi ve fedakarlıklarımıza karşılık bulamama,
Çevremizdekilerle düşünce farklılıkları,
Geçmişteki kayıp ya da hatalarımıza hayıflanmak,
Gurur, başarısızlık korkusu, küçük düşme
…
Bu huzursuzluk sebeblerimizin hepsi; tüm korku, endişe, kaygılarımız ve umutsuzluklarımız ölüm karşısında değerini yitirir.
Belki ters gelecek ama “ölümü hatırlamak” ve bugünün son gün olabileceğini düşünmek, aslında bize çok şey kazandırabilir.
Hayatı dolu dolu ve biz olarak yaşamamızı sağlar. Çünkü elimizde, yerin iki metre altına gitmeden önce yirmidört saatimiz vardır. Her anımızın tadını çıkara çıkara yaşarız.
Kıymetini bilmediğimiz küçük zevkler bile büyük birer mutluluk kaynağı oluverir. Sabah ilk güneş ışıklarının yüzümüze hafifçe dokunması, bir ilkbahar gününde yağmurda ıslanımışımız, lapa lapa yağan karda yürüyüşümüz, rüzgarın saçlarımızı okşaması, çocukların gülücüklerle hayatı karşılaması…
Bizi sıkıntıya sokan kötü zihinsel alışkanlıklarımızdan kurutuluruz ölümü hatırlamakla.
Zihnimizden geçen bütün olumsuz düşünceler anlamını yitirir, hepsi birden sıfırlanıverir ölüm karşısında.
Çünkü bu günümüz bizim en büyük servetimiz ve sermayemizdir. Her işimizin son işimiz olduğu düşünürsek, kaliteli işler çıkarırız.
Öfkemiz, hırsımız, üzüntümüz, kıskançlığımız, alınganlığımız hepsi törpülenmiş olur “ölüm düşüncesinin” karşısında. Çevremizdeki insanlarla bir daha görüşememe riskine karşı ilişkilerimiz daha kaliteli ve anlamlı hale gelir.
Ölüm döşeğindeyken bankada daha çok parasının, evinin önünde son model Ferrarisi olmasını kimse istemez. Yapmak istediklerini yapabilmiş, sevgi dolu kendisi olarak yaşanmış bir hayatla vedalaşmak isteriz dünyadan.
O halde zihnimiz, vücudumuz ve ruhumuza özen göstermeliyiz. Dünyadaki hiçbir uyaranın (ses, görüntü, insan…) ruhumuzun, kalbimizin, sezgilerimizin sesini duymamıza engel olmasına izin vermemeliyiz.
Başkalarının bize yazdığı hayatlar yerine kendi hayatınızı yaşamaya ne dersiniz…
Otuzüç yıl her sabah aynaya bakıp kendisine “bu gün hayatının son günü olsaydı yapacağım şeyleri yapmak ister miydin?” sorusu ile güne başlayan Apple and Pixar Animation CEO’su Steve Jobs’dan bir alıntı:
“Bu soruya ard arda ‘hayır’ yanıtı verdiğimde birşeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.
İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır.
Ölüm karşısında çok şey değerini yitirir. Yalnızca ölümdür önemli olan. Öleceğinizi hatırlamak, kaybedecek bir şeyi olduğu düşüncesini yok etmenin bildiğim en iyi yoludur.
Zaten çıplaksınız.
Yüreğinizin sesini dinlememek için hiçbir neden yok.
Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin…”
Hayatın en büyük icadı olan ölüm, en büyük gerçektir.
Tarih, çağlar öncesinden;
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan günün birinde mutlaka haklı çıkarsın.”
diyen düşünürü her gün doğruluyor.
|
 |
Yorumlar |
|

|
|