Ertelemek hayatı hep meçhul bir zaman dilimine. Bir tarihe ya da olaya endeksli yaşamak.
Pazartesi olsun diyete başlayacağım, bayramdan sonra sigarayı bırakacağım, oğlum büyüyünce kitap okuyacağım, evimi alınca hayırsever olacağım, emekli olunca yardım derneğinde çalışacağım…
Hayallerimizi, duygularımızı ve yapacaklarımızı ertelemek. Kendimizce belirlediğimiz bir olay ya da tarihin ilerisine bırakmak. O vakte kadar ruhumuz da o işin gerginliği ve ağırlığı ile yaşamak.
İnsanoğlunun yapısında var olan bu “erteleme ya da kaçma” davranışı bir kolaycılık, bir bahane bulma arayışıdır.
Motivasyon eksikliği mi, alışkanlıkların başka bir alışkanlıkla yer değişiminde yaşanacak yoksunluk hissi mi bilmem düşeriz hep bu hataya.
Böyle bir düşünce ve hissiyat bize sadece günü kurtaracak kadar yaşam alanı verir: Öğrenci isek dersi kurtaracak kadar çalışmayı, memur isek eldeki evrakları bitirecek kadar çalışmayı, ev hanımı isek çocuklarımızı fiziken büyütecek kadar onlarla ilgilenmek gibi…
Bu yaşam sitili fiziksel, duygusal ve düşünsel anlamda kendi kapasitemizi sınırlamayı, performansınızın farkına varmamayı, onu açığa çıkaramamayı, kendimizle yarışma haline girmemeyi beraberinde getirir.
Sıradan gündelik işleri yapacak kadar yaşayıp, ben böyleyim işte, elimden bu kadarı geliyor, kapasitem bu benim gibi cümlelerin arkasına sığınıp, kendimizi rahatlatmak, onaylatmak ve onaylamak isteriz. Dışarıdan onaylanmış olmakla rahatlamış görünsek de içimizden gizli bir pişmanlık duyarız. “Ben böyleyimi” değiştirmek isteriz. Ama mutlu olacak beni, başaracak beni, yardımsever beni, insancıl beni hep erteleriz.
Arkadaşımıza, eşimize, dostumuza verdiğimiz sözleri genelde tutarız. Söz tutamamanın, sözüne güvenilmez olmanın sonuçlarına katlanmak istemeyiz. Ama nedense bu hassasiyeti kendimize göstermeyiz.
Önce elimize bir kâğıt kalem alıp profesyonel bir iş yapacak şekilde bir konsantrasyonla kendimize eğilip önce yapmak istediklerimizi yazıp (yakın gelecek, uzak gelecek şeklinde ayırıp), hedeflerimizi belirledikten sonra kullanacağımız metotları tespit ederek işe başlamak gerekiyor sanırım.
İlk başta uğraştığımız konuda bizi usandırmayacak kadar ve fakat istikrarlı bir şekilde çalışıp aşama aşama ilerleyip bu uğraşımızı hayatımıza adapte etmeliyiz.
İçimizden gelen “erteleme sesine (şunu yap daha sonra yaparsın, bu daha önemli daha vaktin var) kulak vermeden bilinçaltımızda pozitif kodları oluşturmalıyız.
Kendimizi, zayıf ve kuvvetli yönlerimizi, bu süreç zarfında tanımlayıp, zayıf yönlerimizle mücadele ederek tembel alışkanlıklarımızın yerine yenilerini yerleştirmeliyiz. Ve hep sabır sebat, azim, istikrar içinde.
Kendimize verdiğimiz sözleri tutmamız dileğiyle.
Gelin hayatı ertelemeden yaşayalım ve zamanın kıymetini bilelim…
|
 |
Yorumlar |
|

|
|