Otizm bir ruhsal bozukluk değil. Nörobiyolojik bir bozukluk. Yaşamın erken dönemlerinde başlıyor. (Genelde üç yaşından önce) Ömür boyu sürüyor. Sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişimde gecikmeye neden olan bir rahatsızlık. Ortaya çıkan sendromun şiddeti ve problemli davranışların bir araya gelme şekli her çocukta farklı oluyor.

Bazı otistiklerde üstün özellikler söz konusu. Bu bireyler tüm otistik grubun %10’u kadar. Birçok yönden eksiklikleri de olan bu otistikler; matematik, sanat, müzik, mekanik gibi alanlarda üstün yeteneklere sahip oluyorlar. Kendi kendine okuma yazma öğrenebilme, okuduğunu anlamasa da akıcı bir şekilde okuyabilme, kısa sürede ezberleme gibi yetilere de rastlanıyor. Rain Man filmini hatırlarsanız;Dustin Hoffman bir otistiği canlandırıyordu ve örneğin yere düşen onlarca kibrit çöpünün kaç tane olduğunu bir bakışta söylüyor, ve doğru çıkıyordu, ayrıca izlediği bazı filmlerin repliklerini inanılmaz derecede ezbere biliyordu.Gene otizmle ilgili izlediğim bir belgeselden şunu öğrenmiştim ki bu rahatsızlık aslında şöyle açıklanabiliyor. Örneğin bu rahatsızlıkta olan bir hastanın anne sevgisi gibi bir bilgisi yok beyninde. Beynindeki bu boşluğu örneğin ezbere yönlendiriyor ve bu yüzden ezber yeteneği üstün oluyor. Otistikler aslında hiçbir zaman büyümeyen bebekler gibi. Bebekler/küçük çocuklar, ağızlarından çıkan seslerin/kelimelerin ne anlama geldiğini düşünmeden garip sesler çıkarırlar, durup dururken ağlarlar, ayıp olacağını düşünmeden bağırırlar, etkilere doğru tepkileri vermezler çünkü çocuklardır ve daha sosyalleşmemiş, hayatın bazı kurallarını öğrenmemişlerdir. Otistikler de aslında bu anlamda bakıldığında çok doğal davranışlı, sosyalliği kabul etmeyen çocuklar gibi benim gözümde. Bu yaklaşımla, rotaract dergimizde hepimiz otistiğiz diye bir yazı yazmıştım da bir çok kişi anlamayıp alay etmişti. Halbuki şunu demek istemiştim, biz sosyalleşmiş varlıklar sevmediğimiz insanlara kibar davranırız, sosyal çevrelerde istediğimiz gibi bağırıp çağıramayız, ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat ederiz. Ama aslında içimizde hep içimizden geldiği gibi davranmak isteyen bir çocuk vardır, bu anlamda hepimiz otistiğiz aslında demiştim.Bilmem sizler ne düşünürsünüz.Otistikler takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar da sergileyebiliyorlar, göz temasları zayıf, yalnızlığı tercih ediyorlar, insanlardansa cansız varlıklarla etkileşim haline geçmeyi seviyorlar. Bunun gibi bir çok değişik özellikleri var burada anlatmakla bitmez.Otizmin kesin tanısı için kullanılan objektif bir yöntem ve biyolojik tetkik olanağı maalesef yok. Otistik çocuğun davranışlarını sistematik olarak gözlemek ve aileye ayrıntılı sorular sorabilmek için bazı yöntemler varmış sadece. Otizm beynin birçok kısmını etkiliyor ama bu etkinin nasıl geliştiği çok iyi anlaşılamamış. Otizmin çaresi yok maalesef. Otistik çocukların çok azı erişkin olduktan sonra bağımsız yaşıyor, bunlardan bir kısmı bunda başarılı olabiliyormuş. Fakat otizmle ilgili bazı eğitim kuruluşları sayesinde gerçekten çok güzel aşamalar kaydedilebiliyor.Herşeyin başı sağlık. Ve inanmak, çalışmak, başarmak… (ekleyen:Murat)
|
 |
Yorumlar |
|

|